13 Aralık 2011 Salı

Limonlu Çiğ Hamsi

Limonlu Çiğ Hamsi

12 adet iri hamsi, 2 diş sarımsak, 1 çay kaşığı tuz. 1 tatlı kaşığı rezene tohumu, 2 limonun suyu, 1 çay kaşığı taze
çekilmiş karabiber.
Hamsileri önce bir güzel temizleyin, yayvan bir cam kaba derileri alta gelecek
şekilde balıkları açarak bir sıra yerleştirin. Tuzu ekin, rezeneleri ve ince
kıyacağınız sarmısakları serpin, karabiberi balıkların üzerinde gezdirin. Limon
suyunu balık filotolarını örtecek kadar dökün. Kabınız ufak, balıklarınız daha
fazla ise ikinci bir sırayı da, aynı şekilde yapın. Üzerini kapatın buzdolabına
koyarak en az 24 saat bekletin. Servis yapmadan önce limon suyundan
çıkartarak üzerine sızma zeytinyağını gezdirip sofraya getirin. Aynı mezeyi
sardalya ile de yapabilirsiniz. Bu durumda buzdolabında 2-3 saat bekletmek
yeterli olur. Balıkların üzerine koyulan rezene tohumunun kokusunu
sevmediğiniz takdirde yerine fesleğen, dereotu veya maydanoz
kullanabilirsiniz.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Limon Salçalı Hamsi

Limon Salçalı Hamsi

12 adet iri hamsi, 3 yemek kaşığı zeytinyağı, 2 limonun suyu, 1 çay kaşığı taze çekilmiş karabiber, yarım çay kaşığı
tuz, yarım demet dereotu.
Hamsilerin kafalarını kopartın. Içlerini temizleyin. Yıkayın, biraz una
bulayın. Bir kaç dakika bekleyip kolayca ortalarındaki kılçıkların etlerini
zedelemeden çıkartın. Bu şekilde elde edeceğiniz hamsi filetolarını
kanlarının tamamen çıkması için 15 dakika soğuk suda bekletin. Bir
kaba derileri alta gelecek şekilde balıkları açarak yanyana yerleştirin. 4
kaşık su koyup beş dakika süre ile buğulama yapın. Soğutun. Balıkları
zedelemeden bir servis tabağına alın. Zeytinyağını, limon suyunu, tuzu
ve karabiberi çırparak karıştırın. Üzerlerine gezdirin. Ayıklayıp
kıyacağınız dereotunu serpin ve sofraya getirin. Aynı mezeyi sardalya
ile de yapabilirsiniz. Dereotunu sevmediğiniz takdirde onun yerine
fesleğen veya maydanoz kullanabilirsiniz.

Karides Salatası


Karides Salatası

250 gram küçük karides, 1 pırasa, 1 küçük havuç. 2 dal kereviz yaprağı, yarım demet maydanozun sapları. 1 orta boy
domates. 1 çarliston biber. 1 sivri biber, 8 küçük kültür mantarı. 8 yeşil zeytin, 1 yemek kaşığı doğranmış salatalık
turşusu, yarım demet maydanozun yaprağı, 3 yemek kaşığı zeytinyağı. 1 limonun suyu, 1 çay kaşığı tuz.
Pırasayı yıkayın, dış kabuğunu soyun, beyaz ve yeşil kısımlarını yarım santim kalınlığında doğrayın. Havucu kazıyın,
yıkayın, yarım santim kalınlığında doğrayın. Kereviz yaprağını yıkayın. Maydanozu yıkayın, saplarını kesin,
yapraklarını ince doğrayın. Pırasa, havuç, kereviz yaprağını ve maydonoz saplarını tuz ile birlikte içinde soğuk su
olan bir zencereye koyun, fokurdamaya başladıktan sonra 10 dakika süre ile kaynatın. Sürenin sonunda karidesleri
kaynar suya atın, zedelemeden kevgir ile karıştırarak 3-4 dakika haşlayın, tencereyi süzgece boşaltın, soğumaya
bırakın. Soğuyan karideslerin kafalarını atın, kabuklarını ayıklayın. Domatesi kaynar suda çok kısa bir süre tutun,
çıkarıp kabuğunu soyun, küçük küpler şeklinde doğrayın. Çarliston ve sivri biberin saplarını kesin, tohumlarını
boşaltıp, yarım santim uzunluğunda doğrayın. Mantarları limonlu suyun içine atın, ovarak üzerlerini temizleyin,
saplarının sararmış kısımlarını kesip atın, mantarların herbirini dörde bölün. Bir salata kabında karides, domates,
yeşil biber, mantar, zeytin, turşu, maydanoz, zeytiyağı, tuz ve limon suyunu karıştırın, sofraya getirin.
Kış mevsiminde domates ve yeşil biberin lezzetlisini bulamadığınız takdirde diğer tarif (Karides salatası soslu)
uygulamanızı öneririz.

8 Aralık 2011 Perşembe

Sarmısaklı Karides

Sarmısaklı Karides

250 gram orta boy iri karides, 6 diş sarmısak, 1 çay kaşığı kırmızı toz biber.

Çiğ karidesleri ayıklamadan bütün olarak ısıya dayanıklı (toprak veya cam
kap veya fırın tepsisi) yayvan bir kaba dizin. Sarmısakların kabuklarını soyun
ve doğrayın, karideslerin üzerlerine dağıtın, kırmızı pul biberi ekin, karidesler
renk değiştirinceye kadar 10 dakika süre ile fırında tutun, sıcak servis yapın.

Sarmısak Turşusu

Sarmısak Turşusu

Yarım kilo sarmısak, 1 su bardağı sirke. 1 silme yemek kaşığı deniz tuzu, 1-2
sap kereviz yaprağı, 3-4 sap dereotu.
Sarmısakların kabuklarını ayıklayın. Kaynar suda bir dakika bekletin, süzün
ve kurulayın. Aralarına kereviz ve dereotu yapraklarını koyarak sarmısak
dişlerini kavanoza yerleştirin. Diğer yandan sirke ve tuzu birkaç dakika
kaynatıp soğumaya bırakın. Sirke ve tuz karışımını soğuduktan sonra
sarmısaklann ustünü örtecek şekilde kavanoza boşaltın. Kuru ve az ışık alan
bir yerde bir ay süre ile bekletin. Meze olarak tek başına veya yeşil zeytinin
yanında servis yapın, salataları süslemek için kullanın.

6 Aralık 2011 Salı

Soslu Karides Salatası

Soslu Karides Salatası

500 gr karides, 1 küçük soğan, 1 küçük havuç, 1 ince dal pırasa, 1 kerevizin
dal ve yaprağı, 1 çay kaşığı tuz. Sos için, yarım su bardağı yoğurt, 1 yemek
kaşığı ketçap, 2 diş sarmısak, 1 tatlı kaşığı sirke, 1 tatlı kaşığı limon suyu,
madanoz.
Karidesleri önce temizleyin. Sosu hazırlamak için yoğurt ve ketçapı karıştırın,
bunlara sarmısağı ezerek katın. Sirke, limon suyu, kıyılmış maydanozu ilave
ederek iyice karıştırın. Soğuyan karidesleri önce kafalarını kopartıp
kabuklarını zedelemeden soyun, tek sıra olarak yayvan bir servis tabağına
dizin. Üzerine sosu dökerek sofraya getirin. Isterseniz karıştırmadan sosu ayrı
bir kapta söğüş karideslerin yanında servis yapabilirsiniz.

Rakı Nerede İçilir

Rakı Nerede İçilir


Türkiye' de rakı başta meyhane olmak üzere, barda, restoranda, piknikte,
otellerde ve tabii ki evde içilir. Farklı yerlerde rakı içmenin farklı adapları
vardır.
Meyhane, mey (şarap) ve hane kelimelerden türemiştir.Türkiye'ni dört bir
yanında İstanbul meyhaneleri kendilerine özgü üslupları ile ünlenmişlerdir.
Meyhaneye kesinlikle karın doyurmak için girilmez. Meyhanenede ana
yemekler (karın doyurucu) hariç tüm mezeler bulunur.
Buralarda restoranlardaki gibi mezeler mönüden değil görerek seçilir. Meyhane geleneklerine göre
sofrayı donatmak deyimi çok kullanılır. Meyhane saygılı bir ortam ve her müşteri bir kraldır.
Meyhanelerde insanları rahatsız etmeyecek şekilde Türk Sanat Müziği çalınabilir. Günümüzde
meyhanelerde maç ve at yarışları izleyen insanları görmek bizi üzüyor.
Bar ortamları kalabalık, yüksek sesli müzik olduğundan rakı içmek için
bir mekan değildir. Barlarda çoğunlukla amerikan bar kullanıldığından
bu masalarda da rakı içmek uygun değildir.
Restoranlar meyhanelerle aynı işi yapmalarına rağmen bu gibi yerler
kendilerini bir üst düzeyde görüyorlar. Buralarda rakı içmek
meyhanelerdeki kadar keyifli olmaz.
Rakı içmek için bir diğer ortamsa doğadır. Pikniğe gittiğimizde ızgara
yapılır, peynir ve domates gibi çok güzel mezelerimiz olur yanımızda.
Türkiye'de piknik yapmak için genellikle şehir dışına çıkmak zorunda
kalırız. Bu gibi yerlere yürüyerek gidilmesi zor olduğundan arabayı
giderken biz, dönüşte de rakı yerine kola içen bir arkadaşımızın
kullanması iyi olur. Bir de halk arasında açık havada rakı insanı
çarpmaz şeklinde bir söylenti vardır. Bu kesinlikle yanlış ve
yapılmaması gerekir. Çünkü alkol güneş altında insanı daha fazla
etkiler. Eğer alkolden veya rakıdan hoşlanmıyorsak bir tane bira veya
bir bardak kırmızı şarap piknikte daha uygun olur.

Rakı Ne Zaman İçilir

Rakı Ne Zaman İçilir

Haydi Abbas, vakit tamam ;
Akşam diyordun, işte oldu akşam
Kur bakalım çilingir soframızı
Dinsin artık bu kalp ağrısı
35 yaş şiiri / Cahit Sıtkı Tarancı

Birçok şairin de dediği gibi güneş battıktan sonra içilir.
Akşamın karanlığında günün üzerimizde bıraktığı etkiyi
azaltmak, rahatlamak ve biraz olsun dertlerimizden
uzaklaşmak için içilir.
Aynı zamanda akşam olduğunda herşey görmek zorunda
kalmayız. Canımızın istediklerini, kalbimizin hissetdiklerini,
kısacası görmek istediklerimizi görürüz.
Rakı içerken mevsimlerin de farklı etkileri oluşur insan
üzerinde. Örneğin bir ilkbahar akşamında ırmak kenarında
suyun sesini dinlerken...Kışın çatıya vuran yağmurun
sesini dinlerken... Sıcak bir yaz akşamında
arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde, rüzgarlı bir
sonbahar gününde dökülen yaprakları izlerken içilen rakılar
damağımızda hep farklı tatlar bırakır.
Bunlardan farklı olarak rakı aile toplantılarında, misafirliklerde, herhangi birşeyi kutlamak için,
dostlarla bir araya geldiğimiz zamanlarda içilir.

Rakı Nasıl İçilir

Rakı Nasıl İçilir

Eskiden rakı kadehlerde sek olarak içilir ve üzerine bir yudum su
alınırdı. Günümüzde ise rakıyı rakı bardağı dediğimiz aslında
limonata bardağı olan bardakta sek olarak değil de su ile karıştırarak
içiyoruz. Rakı içmenin en büyük püf noktası soğutulmuş rakı, bardak
ve soğuk sudan geçer. Aksi takdirde rakı içiminden hiçbir zevk
alınmaz.
Çoğu insan rakıyı kendine özgü bir tarzda içer. Kimisi sulandırarak, kimisi sek içerek, kimisi
şişesinden içerek keyif almaya çalışır. Büyük çoğunluk ise kendi ağız tatlarına en uygun karışımı
hazırlar.
Rakı hazırlanırken dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta da bardağa önce rakı, sonra su, son
olarak da buz konulmasıdır. Rakıyı sulandırmadan üzerine buz konulursa rakının aroması kristalleşir
ve rakının tadı bozulur. Rakı meze ile birlikte yudum yudum ve yavaş içilir.
Demlenmek rakı içerken kullanılan bir kelimedir. Bunun sebebi çayın rengi ve kokusu suya sinerek
içilecek kıvamı almasıdır. Atalarımız da buradan yola çıkarak rakı masasında demlenme sözcüğünü
kullanır. Rakı sofrasında demlenmek ve sarhoş olmayı birbirinden ayırtedebilmek gerekir. Bu yüzden
rakı içmek özen gerektiren bir iş olduğundan sadece içmesini bilenle içilir. Rakı içen herkes kendi
ayarını kesinlikle bilir. Sınırları zorlamaya başladığımızda bu işe dur demeyi bilmeliyiz. Rakıyı bilinçli
olarak tadını seviyorsak içmeliyiz. Rakı hiçbir zaman sarhoş olmak için içilecek bir içki değildir. Çünkü
bunun sonuçları çok kötü olabilir. Eğer rakı masasında biz ve karşımızdakiler dengeli
demlenebiliyorsak ne mutlu bize.
Rakı yalnız başına içilmeyip arkadaşlar veya dostlarla birlikte içilir. Çünkü
rakı masaları sohbetlerin yapıldığı, hikayelerin anlatıldığı, hem dinleyici hem
konuşmacı olduğumuz bir ortamdır. Bu sanki bir grup terapisine benzer.
Ayrıca rakı masasında herkes birbirine saygılı olmak zorundadır.

Rakı Kimlerle İçilir

Rakı Kimlerle İçilir


Rakı içmeye başlamadan önce sofranızın meyhanedekiler gibi
donatmalıyız. İçeceğimiz insanlara gelince bunlar sevdiklerimiz,
arkadaşlarımız, muhabbeti güzel olanlar, hoşgörülü olanlar,
dinlemesini bilecek, sizin de onları dinlerken zevk alabileceğiniz
hoşgörü sahibi, keyif kaçırmayacak veya aile ortamında ya da
kız arkadaşınız olabilir.
Bu sofra insanların birbirlerini anlayabileceği, birbirlerine anlatmak istedikleri karşılıklı sevgi ve
saygının hakim olduğu bir sofradır.
Rakı içtikten sonra huzursuzluk yaratmak için,
kafanız bozuk olduğu zaman veya birinin hatırı
olduğu için içilmemelidir. Rakı insanları birbirlerine
yaklaştırdığı kadar çok fazla da uzaklaştırabilir.
Dengeli demlenmeyi bilmiyorsak ortamımızın tadı
kaçar.
Rakı sofrasına otururken ve kalkarken eklımızda
olması gereken o masaya gülüp eğlenmek için
oturduğumuzdur.
Rakı sofrasında insanlar çok mütevazi ve samimi
oldukları için bu masada dostluklar pekişir ve kolay
arkadaş edinilir. Eskilerden beri bu şekilde cereyan
etmiştir. Hala da öyle olduğunu görebiliyoruz. Rakı
en güzel aile ortamında içilir.
Bu davranış karı koca arasındaki veya aile fertleri arasındaki bağları kuvvetlendirir.Burada anlatılanlar
sadece içmesini veya demlenmesini bilenler içindir.

Rakınamae


Rakınamae
İçmesinin bilene
Zevk-u sefadır.
İçme'yi bilmeyene
Cevr-ü cefadır rakı.
Bir münasip mikdarı
Muhabbet anahtarı
Kaçırırsan ayarı
Can'a ezadır rakı.
Ne dert kalır, ne keder,
İçeni mes'ut eder.
İçebilirsen Eğer
Ruhu ciladır rakı.
Ham ervahsan yanaşma
Arif'sen ondan şaşma,
İç ama, haddi aşma
Ferahfezadır rakı.
Yarattığı ahengi,
Ne saz verir ne çengi,
Terbiyenin mihengi
Dense sezadır rakı.
Beyaz peynir, domates,
Yanına bir kavun kes,
Çiğ köfteyle ne enfes
Bir iptiladır rakı.
Biraz tuzlu leblebi,
Kadehin billur leb'i,
Dudakları öpmeli,
Yoksa hebadır rakı.
Ehli kemal olana
Zevkle hem'hal olana,
Sohbette tad bulana,
Yar'ı vefadır rakı.

Misten ala kokusu,
Ana sütü gibi su,
Şu ki sözün doğrusu
Müstesna ma'dır rakı.
Dost bezminde sohbette
Neşe-i muhabbette
Her manevi lezzete
Bir vasıtadır rakı.
Nükte, cinas anlayan
Ahengi-i bezm'e uyan,
İçip zırvalamayan,
İşte o'nadır rakı.
Eşek içince zırlar,
Köpek içerse hırlar
Kedi içse tırmalar,
İnsanlar'adır rakı.
Al kadehi eline,
Dokun gönül teline,
Muhabbet alemine,
Bir merhabadır rakı.
Adabı, erkanı var,
Zamanı mekanı var,
Kimin ki iz'anı var,
O na şifadır rakı.
Gönül dargınlarına,
Vefa kırgınlarına,
Hayat yorgunlarına,
Haza devadır rakı.
Mirkelamoğlu der ki:
Had bilmezsen eğer ki,
Öyle rüsva eder ki,
Başa beladır rakı.

Necip Mirkelamoğlu

Rakı Çeşitlerimiz

Rakı Çeşitlerimiz

Altınbaş Rakısı

Sadece üzüm sumasından üretilir. Hacmen %50 alkole sahiptir.
Türkiye de üretilen rakılar arasında içimi ve kokusu en güzel olan
rakıdır.
Bizi dünyada temsil eden bu rakı aynı zamanda rakı tarifi verilirken baz
alınır.
Kulüp Rakısı


Altınbaş gibi üzüm sumasından üretilir ve % 50 alkol içerir.
Kulüp ve Altınbaş rakının arasındaki farkı sadece tiryakiler bilir.
Her ikiside Türkiye' nin en iyi rakıları olma yarışında birbirilerine
rakipler.

Tekirdağ Rakısı

Tiryakiler üzülmesin ama Tekirdağ rakısının Tekele göre hiçbir özelliği yok.
Ünüde sadece hurafeden ibaret. Tekelin dediğine göre bu fabrikada standart rakı üretiliyor.
Belki de Tekirdağ'ın suyudur bu rakıya tadını veren. Tekirdağ rakısı % 45 alkol içermektedir.
Yeni Rakı

Gelgelim Yeni Rakıya. Hacmen %45 alkol içermekte olup alkolun en az
% 65'i üzüm sumasından elde edilir.
Yeni Rakının hayatımızda çok önemli bir yeri vardır.
Belkide ilk içtiğimiz rakı belki de hayatımızda en az bir kez içtiğimiz
rakı.
Dip Rakı
Dip Rakısıda ne demeyin. Dip rakısı sadece tekel çalışanlarına ve özel hediyeler için hazırlanan
rakıdır.
Standart rakı üretilirken içinde bulunduğu tanklarda üç katman oluşturur.
Dip Rakısı bu katmanların en altındaki kokusu ve tadı en güzel olan katmandan yapılır.

Rakı nın Kitabı Yazıldı


Milli içkimiz rakının ilk defa kitabı yazıldı. Meğer eskiden "Aliyülala Gazi
Ayıntap Rakısı"ndan, "Üzüm Kızı Rakısı"na kadar ne rakılar varmış!
Etiketlerinin arasında gezinirken, keyiften içmeden sarhoş oldum.
Hem Türk olacaksın, hem rakıyı severek içeceksin, hem yıllardır içki yazıları
yazacaksın, hem de rakıdan tek kelime bile söz etmeyeceksin... Böyle şey
olur mu? Oldu vallahi...
Yıllardır Martinik romlarından, Normandiya calvadoslarına kadar bir dolu içkiyle ilgili yazılar yazdığım
halde, bir kez bile rakı yazısı yazmaya elim varmadı. Hem olur olmadık birçok kişi bu konuda kalem
oynatmamıştı, hem rakıyla ilgili bilinmedik bir şeyler yazmak pek mümkün değildi, hem de ben böyle
bir yazıyı yazma hakkını kendimde görecek kadar "rakıcı" değildim. Ama, sonra...
Sonra rakıyla ilgili enfes bir kitap çıktı, içinde milli içkimizle ilgili hiç bilmediğimiz bir sürü bilgi ve tarihi
malzeme vardı. Hatta asırlık rakı etiketleri bile bulunuyordu. Kitabı değerli üstadım, Dünya Barmenler
Birliği üyesi ve Türk barmenlerinin duayeni Vefa Zat yazmıstı. Yıllardır bu kitapla ilgili iğneyle kuyu
kazar gibi araştırmalar yaptığına tanık olmam, benim için kitabın değerini daha da arttırıyordu. Ve işte
artık rakıyla ilgili, daha doğrusu ilk kez yazılan rakının kitabıyla ilgili bir yazı yazabilirdim...
Vefa Ağabey, iletişim Yayınlan'nın "Ehlikeyfin kitapları"' dizisinden çıkan Adabıyla Rakı ve Çilingir
Sofrası kitabında, önce rakının tanımını veriyor; "Kuru üzüm alkolü bakır imbiklerde anason tohumuyla
ikinci kez damıtılır, litresine en fazla 10 gram şeker konur, kaliteli suyla karıştırılır ve dinlendirildikten
sonra şişelenir."
Rakı, ansiklopedik tanımıyla bu. Ama, görünüşte bu kadar basit olan rakı bir zamanlar inanılmaz
derecede çeşitliymiş. Evliya Çelebi Seyahatnamesine göre rakı ürericilerine "Arakçıyan esnafı"
denirmiş ve bunlar da muzlu rakı, hardaliye rakı, nar rakısı, anlamına gelen "Arak" sözünden türediği.
Araki, terleten anlaımına geliyor. Rakı da, Arakiden türemiş bu görüşe göre. Bazıları da iri, uzun taneli
ve kalın kabuklu "Razaki" üzümünden yapılan anasonlu rakının razakiden dolayı zamanla raki, sonra
da rakı diye adlandırıldığını ileri sürüyorlar. Gerçekten de eskiden razaki üzümünden nefis rakılar
yapılırmış. Rakının ilk kez Irak'ta yapılıp buradan komşu ülkelere yayıldığı, bu yüzden de Irak kökenli
anlamına gelen "Iraki" sözcüğüyle anıldığını düşünenler de var.
Bir başka senaryo da, rakı kelimesinin kısrak sütünden yapılan kımızdan damıtılan kımız rakısı
"Arika"dan türediği. Vefa Zat, tüm bunları sıraladıktan sonra, "Bence rakının araktan kaynaklanmış
olma ihtimali daha mantıklı," diyor.
Kaynağı ne olursa olsun, adı nereden gelirse gelsin, rakı Türkiye'nin içkisi. Osmanlı döneminde bile en
sevilen içki. Tarihi bilgiler de bunu doğruluyor. Mesela I880'lerde Sarıcazade Ragıp Paşa'nın Tekirdağ
yolu üzerindeki Umurca Çiftliği'nde yapılan Umurca rakısı, çok ünlüymüş. Bu rakının yanı sıra, Erdek
rakısı ve Deniz Kızı da pek beğenilirmiş.
Abdülhak Şinasi Hisar'ın Boğaziçi Mehtapları kitabında yazdığına bakılırsa, boğazda çilingir sofralı
kayık sefaları yapılır, kayıkta sazlar çalınır, taze balıklar, siyah ve sarı havyar, Gelibolu sardalyası,
Tirilye zeytini, balık yumurtası, türlü peynirler ve meyveler bu rakılara meze edilirmiş...
Sonra Bomonti rakısı bu rakılara rakip çıkmış İzmir'deki bir fabrika Bomonti rakısı ve Alem rakısı adlı
iki ürün çıkarmış. Bunlardan iyi dinlendirilmiş Bomonti, epey tutulmuş. Ardından, Kadıköy
Söğütlüçeşme'de imalathanesi bulunan Constantin Georgiadis'in yaptığı Elif ve A rakıları piyasaya
sürülmüş. Galata'da yapılan Baküs rakısı da bu kervana katılmış. Hanım, Keyif, Ruh, Jale,
Dimitrokopulo, Efe, Bahçe, Üzüm kızı ve Memur da dönemin diğer rakı isimleriymiş...
Kitapta I935 yılının Ayda bir dergisinden bir de ilan yer alıyor. Aynen şöyle: "Mideyi bozmaz! Başı
ağrıtmaz! Susatmaz! Halis üzümden çekilmiş ve uzun müddet dinlendirilmiş, rakıların en iyisi Bilecik
Rakısi'dır." Aynı rakı, Cumhuriyet Almanağı'na da şu ilanı vermiş: "Medhüsenasına lüzum
göstermeyen, fevkalade Bilecik rakısı..."
Bahçe rakısı ve Olgun rakı ise 1930'ların diğer rakıları. '40'larda bunlara Galata'da yapılan Çamlıca,
Dem ve Fertek rakıları eklenmiş.
Peki bu rakılara ne mi olmuş? İşte orası çok hazin... Adları bile insanı çakırkeyf etmeye yeten bu
rakılar, 1944'ten sonra ortalıktan kayboluvermiş... Çünkü 1944'te, rakı üretme ve satma hakkını
sadece Tekel Genel Müdürlü-ğü'ne veren kanun çıkmış.Devletin demir eli, bu renkli sektörün üstüne
bir kabus gibi çöküp herşeyi tuzla buz etmiş. Tekel'den önce sadece 1938 yılında 48 tane rakı üreticisi
varmış. Büyük şehirlerin yanı sıra Eskişehir, Balıkesir, Edirne, Kastamonu, Muğla, Antalya,
Çanakkale, Erzurum, Giresun, Kocaeli, Konya, Samsun ve Trabzon gibi illerde de harıl harıl rakı
damıtılıyormuş. Bazı imalatçılar değişik kalitelerde iki-üç rakı yaptıklarından, o yıllarda piyasada yüz
civarında marka bulunduğu tahmin ediliyor.
Gerçi bu devletleştirme, rakıcıların devletten yedikleri ilk tokat olmamış. Geri kafalı siyasetçiler
1920'de kanunla her türlü içkinin yapılmasını, satılmasını ve içilmesini yasaklamışlar. Rakı üretenler
batmış, onların yerine kaçak rakı imalatı yaygınlaşmış. Üzüm evlerde kıyma makinelerinde kıyıldıktan
sonra, çamaşır leğenlerinde mayalandırılıyor, gaz tenekelerinden yapılan imbiklerde de
damıtılıyormus. Tabii bu rakılar berbatmış. Vefa Ağabey'in Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Meyhanede
Kadınlar kitabından aktardığına göre, bir gün sarhoşun biri kötü rakıdan içerken şöyle isyan etmiş:
"Getir ulan... Anasını sattığımın dünyası... Polis mi gelecek? Jandarma mı? Birkaç tek ikramla
gönüllerini alırım. Tenezzül edip istanbul Valisi burayı şereflendirseler bir iki toka ile işi geçiştiririm.
Her zaman ziyafetlerde şampanya içilmez ya... Yasaktan sonra rakılar ne hale geldi. Tatsın da
anlasın. Görevlidir."
Neyse ki bu saçmasapan yasa akşamcıları 6 yıl inlettikten sonra kalkmış. Rakıcılar da kaliteli rakıya
susamış tiryakilerin açlığı sayesinde eski günlerine dönüvermişler. Ama bu kez de '44'te devletçilik
fırtınası bu güzel rakıları tarihe gömmüş.
O zamanki adı "İnhisarlar idaresi" olan Tekel, değişik fabrikalarda ürettiği rakılarını farklı isimlerle
piyasaya sürmüş. "Aliyülala Gazi Ayıntap Rakısı", "Halis soma ve anasondan mamul Ala Boğaziçi
Rakısı", "Hususi fevkalade rakı", "Hususi ala rakı", "Nazilli rakısı", "Aydın rakısı", "Yalova rakısı".
"Filurya rakısı" ve "İyi rakı" bunlardan bazılarıyrmş...
Aradan 50 yıl geçtikten sonraki durumu ise hepimiz biliyor, yaşıyoruz. Rakı üretimi hala devletin
tekelinde. Üstelik, dünyada alkolizmle savaşan bir-iki İskandinav ülkesi dışında içki üretiminde devlet
tekeli hiçbir ülkede kalmamışken bu böyle... Devlet rakı talebini karşılayamıyor, aldığı üzümü rakıya
yetiştiremiyor, berbat pancar küspesi alkolünü rakılara katıp üzümden gelen o güzelim tadın içine
ediyor. Bazen de anasonu az aldığından rakıya az koyuyor, rakı diye tatsız tutsuz bir alkol yapıyor bu
defa. Üstelik rakıların içenin gönlünü okşayan bir özelliği de yok. Kulüp rakısının o nefis etiketini
saymazsak, diğerleri hiçbir özelliği, otantikliği olmayan, sıradan etiketler, sıradan şişeler ve sıradan
isimlerle pazarlanıyor.
Vefa Ağabey'in kitabındaki o güzelim etiketlere baktıkça, rakıların isimlerini okudukça ve devletin üç
çeşit rakısına mahkum olduğumuzu hatırlayınca, insanın isyan edesi geliyor:
"Ey devlet, çık artık Şişemizin, kadehimizin içinden!"
Mehmet YALÇIN
Esquire / Ekim-1994